13 Ağustos 2013 Salı

DOKUNMAK




Hiç düşündünüz mü nedendir biryerlere gitme, kendini dışarlara atıverme ihtiyaçtır daral geldiği anlarda?

Dokunma isteğinden!
  
:)

Geçtiğimiz günler pek de rahat geçmedi benim bünyemde...Alıştım ve panik olmadım artık...Boru mu senelerdir aynı.Yalnız içimden geldiği gibi hareket etmek elzemdir böyle durumlarda,bunu da bildiğimden uzun zamandır su yüzü görmemiş bir kayığın suyla buluştuğu an gibi sakin ve fakat sabırsız süzülüverdim dışarı çoluğu çocuğu babayla bırakıp.
Normal bir ihitiyaçtan hallice birşey bu...Ne olsa tutamaz seni...Öyle çok şeye de ihtiyaç yoktur,sanıldığı gibi paraya falan...Yalnız kalınabilecek zamandır aslolan,ha bir de keyfe hitap eden '' şeyler ''

Çıktım...Kendimi ilkin bir kafede buldum.Aç fırlamıştım evden karnımı doyurmak ilk işti.Kahve bardağına dokunmak mestetti  beni...Sıcacık ve mat, donuk mavi renkli tam benim sevdiğim gibiydi...Çıktığımda rotam yarı değerli taşlardan yapılmış bir sürü takının boylu boyunca uzandığı  tezgahlar oldu,uzun uzun sevdim akikleri,firuzelerin hatrını sordum,mercanların boynu bükük kalmıştı başlarını okşadım...Satın almadım ama ohhh,ne mutlu oldum onlarla karşılaşmaktan...Deniz kıyısındaydı kendimi salıverdiğim yer,oturdum bir kaldırım taşına yanıma uzanan kediyi okşadım uzun uzun...Sonra başımı kaldırıp zakkumu sevdim.İğne uçlu yapraklarına ve hakkındaki ''zehirli'' söylencelerine rağmen ne güzel bir çiçek olduğunu fısıldadım kulağına...

Kitaplara hep az zaman ayırmaktan şikayet ederim, bu yüzdendir ne zaman dışarı çıksam soluğu hep bir kitapçının yanıbaşında alırım...Belki çok kitap satın almam her çıkışımda ama almak istediklerime dokunmuş olmak rahatlatır beni :) Alain de Botton kitaplarına dokundum uzun uzun...Bende olmayanlarına bir göz atıp Gündüz Vassaf la karşılaştım sonra...Şu anda bana okurken evlendiğim toy mu toy uçuşkan halimi hatırlatıp durup durup da geçmişe götürfüğünden midir bilmem çok iyi gelen Ye Dua et Sev i hala raflarda görüp selamlaştım...Eskiden lisedeyken okuldan kaçtığımızda,yakın oluşundan ötürü  şükran dolu bir kalple sahaflarda alırdık soluğu,sokağımızı paylaştığımız çocukluk arkadaşımla.Oranın kokusunu,kitaplara orada dokunmanın keyfi başka hiçbir yerle ölçülmez elbet.Şimdi D&R da bir kitaba dokunmak çatal bıçakla pizza yemeğe çalışmak gibi...

Neyse efendim çok severim çerçeveleri,mumları,şamdanları,mini mini bibloları...Girdim bir mağazaya ve patine boyalı eski gibi görünen o yepizyeni küçümen sehpaya dokunuverdim...Nasıl da pürüzsüzdü...Bir porselen baykuş heykelini uzun uzun elimde tuttum sonra hatırlayarak küçük Ahmeti... 
Seneler önce çok seneler önce piyano dersi verdiğim bir evin küçücük yakışıklısını kucağıma alıp sormuştum farkederek kardeşiyle tıpatıp aynı olan o porselen biblolarını nasıl ayırtettiklerini, sıkı sıkıya elinde tuttuğu boyalı biblosuna bakarak ''Benimki sıcak onunki soğuk!'' deyiverişini umarsızca, hatırlayıp gülümseyerek...

En son saten nevresimlerin,serin kıtır kıtır pikelerin salındığı bir mağazaydı durağım evimden önce...Onlara da dokunup usuldan,huzur içinde  evime döndüm.

:)

Şimdi yazarken bir başka şeyi de hatırladım,geçmişte çok ama çok sevdiğim bir arkadaşım delilik dehlizlerimizi birbirimize açarken '' Biliyomusun mesela otobüste gidiyorum ve o güne kadar görmediğim türden bir kumaştan yapılma bir mont giymiş birinin ne yapar eder kaza süsü vererek  montunun kumaşına dokunurum ben! '' dediğinde ohh benden beteri de varmış demiştim...

Ucundan az biraz sapkınlık  gibi mi gelmekte kulağa?

O zaman neden ansızın etrafımdaki insanlara baktığımızda bişeyleri ellerken görüyoruz boyuna onları?

İKEA da örneğin...Gidin herhangi bir bölüme ve bakın. 

İnsanlar çıldırmışcasına dokunuyor bişeylere...

Gençten uzun boylu  bir kadın ellerini üzerinde gezdiriyor onun olmasını istediği koltuğun.Şurdaki kısacık sarı saçlı teyze su bardaklarını eline alıp alıp bırakıyor.Mesela ben orada gördüm ''Alsam mı acaba bunu'' diye düşünen  o kel amcanın gözüne kestirdiği tuvalete dokunduğunu bir seferinde...

Çocukken babamın özellikle satın alacağı şeye uzuuuun uzun dokunup evirip çevirip, şöyle kıyısından köşesinden taptaplayıp tıktıklayıp alması hep güldürürdü bizi...Seneler sonra bile, yeni bişey alırken onu taklit eder güldürürüm bizim tekne kazıntısını...

Farkında olmadan yapıyoruz bunu...Ben söyleyince mi tuhaf oluyor?

 Misal çıktınız bugün...

Düşünsenize siz nelere dokundunuz farkına bile varmadan da ruhunuz huzur içinde şimdi ve elleriniz böyle ?

:)





2 yorum:

  1. Ne guzel yazmışsın yine su gibi:) almak istediğin veya ilgini çeken bir şeye dokunmak sanırım biz Turklere has bir özellik. London'da dolaşırken sokakta satılan bir oyuncak dikkatimizi çekmiş arkadaşım gayri ihtiyari eline alıp incelemişti. satıcı Turk musun diye sordu, direkt:)) nerden anladınız, deyince de bu sokaktan yüzlerce insan geçer, sadece Turkler elleyerek nasıl çalıştığını anlamaya çalışır demişti..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Nisacım...Bir ömür hatırlanası anılara bayılıyorum.Onlardan seninki... :)))
      Eminim biz Türklere ait olduğundan.Biz sevdiğimiz şeyleri
      '' hissetmek '' de isteriz ya...Garip bi şekilde İÇSELLEŞMİŞ oluyor herhalde ona dokununca...Biz de onda bir iz bırakmış oluyoruz sanırım bir de...Hani başkaları da yapar ya böyle '' ben geldim,buralar benim ona göre '' diye azıcık da gözdağı verirler...onun gibi güdüsel bişey yani...Kendiliğinden!
      :))

      Ama dediğim gibi ben seviyorum bu hissi...Bana çok iyi geliyor.

      Sil