2 Ağustos 2013 Cuma

AYŞEGÜL BOSTANDA



Yazacak kadar önemli değil belki.
Ama neden bilmem bunu yazmak istedim.
Akşama yemeğe misafirim var,J nin müstakbel patronu.
Sabahtan beri iki kere markete gitti,en son geldiğinde soğan al demeyi unuttuğumu anlamamla seğirtip ''Ben Gülizar dan alıveririm '' diyerek evden çıktım.Bizde alışveriş listeleri iki arada bir ederede J nin küçük bir kağıt parçasina çiziktirdiklerine benim mutfağa gidip gelirken ekleyiverdiklerimden oluştuğu için düzen müzen hakgetire! Çoğu zaman birkaç kez gidip gelme oluyor markete.
Neyse.
Bahçeye çıktım.
Yalnızım.
Teo uyuyor,öbürü okulda,bi tuhaflık var sallanıyorum sanki o yana bu yana yürürken.Bi boşluk bi ferahlık.
Bu bahçe benim  bahçem.Dolu dolu 1 yıl oldu.Ama en son evimin kapısından çıkıp dış kapıya yönelmeden  sola dönüp ormana doğru ilerleyip soldaki bu demir kapıyı en son ne zaman açtığımı daha da fenası şu açılmak bilmez ağır kapıyı nasıl açacağımı unutmuşum.

Zorluyorum...

Kabakuvvet...

Güller açmış iki yanda.Merdivenler yabancı,yürürken sendeliyorum.Sol taraf olduğu gibi J nin bostanı :) Arada gelip şikayet ede ede yabani otları yolup sebzelerinin boyunu ölçüyor :) Onları nezaman gördüm en son onu da hatırlamıyorum.Meyve ağaçları önümde eğiliyor sanki, dolu dolu dallar...Ama daha beklemeli...
O da ne bir kümes tavuk!
Bunları hele, hiç görmedim.Biraz daha ilerliyorum.Vallahi sanki başka bir yerdeyim.Oysa burası benim bahçem.Sorun bana en son ne zaman geldim' Hatırlamıyorum.
Şekilleri bizim pazardan aldıklarımızla uzaktan yakından alakası olmayan hoca sarığı şeklinde dilim dilim domatesler...İncecik başlayıp şişko biten şekli garip hıyarlar...Bunlar ne? Ben bunun ne olduğunu çıkaramadım.Doğal bunların hepsi ama,organik :)
Sonunda eve geldim.Gülizarın evine.Daha önce hiç Gülizar ın evine gelmedim.Taşındığımda çok hamileydim,sonra bebek,büyüt derken...Hem ben neden Gülizarın evine geleyim ki?
Kapı açık.Antrede perdeler hafiften uçuşmakta...İki katlı güzel bir kolye gibi dizmiş körpecik taze fasülyeleri.Bunlar taze fasülye mi diye bakarken beli bükük yaşlı teyze yeldirmesini ata ata kapıda beliriyor.Güneş tam tepede...sadece gölge o yüzden bana yüzü...
''Merhaba teyze,Gülizar yok mu ?'' diyorum.''Şeye gidiverdile  '' diye başlıyor,ardında usul usul devam ediyor ama hiçbir şey anlamıyorum.Yorgun gözlerini kırpıştırarak yüzüme bakmaya çalışıyor, bi taraftan da güneşi bir sinek gibi kovalamaya çalışarak...
''Teyze bana soğan lazım oldu var mıdır ?'' diyorum,
''Şeye koyuvimişle bak hele,burda sepetlere..'' Hışırtılardan sonra ovuşturarak ve gülümseyerek küçücük bir soğan çıkarıyor sepetten.Ben bolognez sosa  koymak için kocaman bir soğan hayal ederken Gülizarın bu küçük soğanını almak istemiyorum hem en son kalan soğan,ne ayıp!
'' Teyze ben almayayım,tek kalmış belki lazım da olur hem.Gideyim ben,selam söyle '' diyorum,arkamı dönüp yürümeye başlıyorum.
Bırakmıyor.
Arkamı döndüğümde soğanı mübarek ellerinin arasına almış dış kabuklarını soyduğunda ortaya bir mücevher çıkacağına inanmak ister gibi şevkle ve gülümseyerek kararmış kuru kabukları ovalaya ufalaya bana gösterip ''Bak kızım al sen şuncaazı,koyuverisin yemeağne,oluu  bu yavrum sen bakma böyle durduuna'' Diyor.
Çaresiz alıyorum minik soğanı ne yaparım ki diye düşünmeden.Almasam üzülecek eminim bundan.
''Kimlerdensin kızım sen nası girdin ya bu yana?''diye de EN SONUNDA :) soruyor.Kırpıştırdığı gözleri,bükük beli, ''son kalanını '' kim olduğunu bile bilmediği birine vermeye olan uğraşısı bana tanıdığım pek çok kimseyi çağrıştırıyor.Geçmişe gide gide eve dönüyorum.

Küçük soğanımı mutfak camımın önüne koyuyorum.

Bu soğana baktıkça gülümsüyorum.

En azından gün boyu.

:)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder