Bursa ya gitmeye karar verdiğimizde aklıma gelivermişti hemen Trilye ye de gitmeli diye..Daldım internete araştırdım soruşturdum gitsek mi gitmesek mi kavşağında Trilye yazıp dururken burayla karşılaştım...
Günübirlik bir gezide anlatılanlar oraya ait pek çok görüşle aşağı yukarı aynıydı...Ama Metenin blogunda Taş Mektebi görünce dayanamadım işte...Sonradan tanıştığımız.arkadaş olduğumuz Metenin fotoğrafladığı okulu merak ettim.Bir de askı fotoğrafı var ki,ben bunu görmeliyim dedim kendi kendime...Güzel sahilinde de bebeleri denize sokar tuzlu döneriz evimize diye de düşünüp gülüştük...
Planlanan pek çok şeyde karşılaşıldığı üzere daha yolda başladı karmaşa...Eve dönüyoruz ya, J alabildiğince gergin...Leyla geceleri istisnasız uyanıp " Ben evime gitmek istiyoruuuummmmmmm!" diye çığlık kıyamet bağırıp tepinip ev ahalisini uyandırdığından, ilk geceden sonra ertesi akşamlar için bavulu toparlayıp gece daha uzun süren bir krizde gitmek üzere hazır uyuyakalıyorduk..Bu yüzden orada kaldığımız süre içerisinde J sabaha karşi 3,Leylanın daha insaflı davrandığı zamanlarda 4-5 te uyanışlarıyla underground gezileriyle güne çooooooookkk erken başlamak zorunda kalışlarından ötürü zaten yorgunken, ardından uzun bir Cumalıkızık kahvaltısı ve Uludağa çıkıştan sonra eve dönüş yolunda Trilye ye uğramanın pek de matah bir fikir olmadığını düşüne düşünde dökülmüştü yollara..
Bunu benim canımm Yeni Türkü mün şarkılarına " Hep traditional müzikle mi gidicez ? " demesinden anladım zaten.Bunun traditional müzik değil Yeni Türkü olduğu konusunda onu hemen uyarıp müziği de kapattım ama bu kez de Mudanya yolu yeni yapılanmadan ötürü yol çalışmalarını sürdürmekte...Sıcakta Trilye ye varamamak çok ızdıraplıydı...
Pes etmek istemdim.Bir daha görebileceğimi düşünmüyorum ya o yüzden ya gidecektik, ya gidecektik Trilye ye..
:)
Tam işte geldik derken kıvrılan yollar bitmiyor aşağı inerken.Ama o kadar da keyifli ki bol virajlı olmasına rağmen.Yine zeytin ağaçları,yine mis gibi ormanın içinden kıvrıla büküle en sonunda tepeden limanını görüyoruz,az sonra da şirin Trilye de yiz...
O kadar sıcağı yemişiz,yol çok çektirmiş,bebeler avaz avaz...Herşeyden evvel deniz oldu önceliğimiz şimdi...Tuttuk plaj yolunu...Kirli,karışık,taşlı,aşırı kalabalıktı...Ve Kuzey tarafında değildik elbette...Pazar günü akşam saat 18: 30 suları...Mangal kokuları birbirine girmiş,her köşede bir köfte arabası...Ağlamak istedim bir an...Belki iki saatten fazla süredir buraya ulaşmaya çabalıyoruz,gezemeden belki de yola çıkmamız elzem...
Ve işte o meşhur askının fotoğrafı...Elbette Mete den çaldım,içeri giremediğimizden fotoğrafını çekemedim...
:)
Gerçekten de neler neler asılmıştır bu askıya kim bilir...
40 lı 50 li yıllara ait kuplu model acı kahve,hafif eprimiş bir kadın ceketi belki...Belki de türlü model şemsiyeler uzun mu uzun olanlardan...Kaç eşya unutulmuştur daha sonra aranıp da bulunamayan...
Parça parça oldu ama burası da dışı daha Metenin blogunda görür görmez gezmeyi hedeflediğim hediye dükkanı... Ama bu fotoğraf Mete den değil o kadar da değil artık...Adı Trilye Çarşı...Ama darılmasın kimse, dışı böylesine özgün bir yapının içi bu kadar mı özelliksiz olur?Özenilmeden Çinden en ucuza ne alınıyorsa satılmak umuduyla dizi dizi özenle dizilmiş hediye dükkanının içine...Ah oralara yakın olmak vardı da şu taşçağızlarımdan boyayıp boyayıp orada sergileyebilseydim, Trilye Hatırası yazardım...Trilye sahiline ait taşlar renklerle buluşur,gerçek anı eşyalar çıkardı ortaya hiç olmazsa...
Aslında bundan da öte,son zamanlarda gittiğim yerlerde arar oldum şöyle şanına yakışır bir D E L İ K I Z I N Y E R İ yapabileceğim bir yapı...
Burası tamm bana göreydi işte :(
Böyle gezi yazısı mı olur yahu,yine beceremedim...
Neyse,bence gezilesi bir yer Trilye...
Bir daha gider miyim? Hayır.Ama pişman oldum mu gittiğime gördüğüme kesinlikle çok mutlu oldum.Bebelerle çok aceleye geldi ...Fotoğraflar hep etraftan.
Dönem ödevini en son güne bırakmış ordan burdan toplama bir ödevle öğretmen karşısında kıvranan öğrenci gibiyim şimdi...
Gidin Trilye ye...
:)))))




